Misafir Yazıları

Biraz Tatil Bol Kültür

Tatil, yasalar gereğince iş hayatına, okuyorsan okul hayatına biraz ara vermektir. “Oh be şükür , sabah sekiz akşam sekiz işe gidip geliyordum; biraz da dinleneyim” anlamına gelir. Sabah erken saatlerde kalkıp okula gittik, haftalarca başımız önde ders çalıştık ve kesinlikle tatili hakettik değil mi?
Hadi o zaman gidelim…
Nereye ?
Denize…
Herkesten gelen “yupbi”çığlığı… En güzel, en lüks otel de ayarlanmıştır muhtemelen. Zira tatil deyince ilk akla gelen mavi sularda tuzlanmak ve güneşlenmektir. Maaile gidildi ise iş hayatına kısa bir mola veren anne , baba çocuklarıyla gittiği denizde dinlenebilmiş midir , o kısım muamma. Zira denize girmek kolay da sonrasında yapılanlar oldukça yorucudur. Tek başına gidenler için aynısı söylenemez tabi. Benim ilgimi çeken konu; hatta bu yazının ana konusu; tatil deyince ilk aklımıza gelenin deniz, kum, lüks otel olmasıdır. Bu sebeple tatil günlerinde en çok kazanananlar deniz kenarındaki turizimcilerdir. Aylarca hiç dinlenmeden kazanıp, tatil için biriktirdiğimiz paramızı, kafamızı da vücudumuzu da dinlendirmeden vermişizdir onlara.

Ne vakit tatile gitmeyi hayal etsem ya da eve bir eşya almam gerekmişse İlber Ortaylı’nın şu sözünü aklıma getiririm:
“Dünyayı görmeden hiçbir şey ifade edemezsiniz. Mektebi bitirir bitirmez mobilyacı gezeceğinize dünyayı gezin”

Çocukluğumuzun gençlik dönemine kadar her yaz ailecek tatile giderdik. Ne vakit bizler evlendik, annemle babam yalnız kaldı, birlikte tatillere gidemez olduk.
Lüks otellere gitmedik hiç. Deniz tatili de değildi bunlar. Belki o zamanlar için neden denize , otele gitmiyoruz diye kızıyorduk babama ama buradan o yıllara bakınca iyi ki diyorum.
Nerede tarih kokuyor, nerede yaşanmışlıklar var; oraya götürürdü babam bizi. Mesela buna Nevşehir/ Kapadokya örneği verebilirim. Hatta buradan devam edebilirim yazıma..

Atmışmilyon yıl önce Erciyes Dağı, Güllü Dağı, Hasan Dağı volkanlarının püskürttükleri lavlarla Kapadokya’nın temellerinin atıldığını oniki yaşımda okuyarak değil, gezerek öğrendim. Yağan yağmurların , rüzgarların peribacalarını oluşturduğu gerçeğini dokunarak öğrenmenin beyne verdiği dinginliği hiçbir şeye değişmem.

Bir şehre gidiyorsunuz; orada uzun yıllar yaşayıp ahirete göç etmiş insanların izlerini yollarda görebiliyorsunuz. Bugünümüze ışık olsun, insanlar dünyayı okuyabilsinler diye; ” Biz de var idik, biz de geçtik bu dünyadan. Bakınız sizlere süslü püslü el yapımı minik minik evler bıraktık, iyi bakın ha” der gibiler sanki.
Kapadokya’nın “Güzel Atlar Ülkesi” demek olduğunu öğrendiğimde yaşım oniki idi evet. Ateşin kutsallığına inanıp, yanardağa tapınan bir kavim geçmiş Kapadokya’dan asırlar önce…
Göreme Aşık Hava Müzesi’ni, Ihlara Vadisi’ ni gezerken Frenklerdeki o dönemin izlerini, dini inançlarını,imparatorluklarını gördüğümde o yaşımda neler düşündüğümü hatırlayamıyorum ama verdiği his çok büyük olmalı ki tatil deyince aklıma ilk düşen Kapadokya oluyor.

Oralar da artık turizmin ağında olsa bile kendimize öncelikler belirlediğimizde o ağa takılmamayı başarabiliriz.
Para kolay kazanılmadığı gibi bir bilgiye, hatıraya dönüştürmeden harcanmamalıdır.
Bu sebeple tekrar analım İlber Ortaylı ve benim tatil planıma yön veren değerli sözünü:
“Dünyayı gezmeden hiçbir şey ifade edemezsiniz. Mektebi bitirip mobilyacı gezeceğinize, dünyayı gezin.”
Kapadokya hakkında daha da fazla bilgi içeren bir yazı olabilirdi diye içinizden geçirdi iseniz şayet; içinizdeki o sese cevap vereyim halihazırda.
Bu yıl lüks otellere gitmek yerine Kapadokya’ya gidebilir, en geniş bilgileri orada öğrenebilir, çocuklarınızın hatıralarına farklı bir tatil anısı bırakabilirsiniz. Çocukluk ki;ömrümüzün anavatanıdır derler… Orada neler var ise o yönüyle şekil alıyor hayat-ımız.

 

Sevcan Atav Bursalı
https://www.instagram.com/sevcanatavbursalii/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.